top of page
  • ilaydaliyee

Vergi Hukukunda Ehliyet ve Temsil



Ankara Vergi Hukuku Avukatı
Ankara Vergi Hukuku Avukatı

Vergi Hukukunda Ehliyet


Ehliyet kavramı vergi hukuku bakımından vergi ehliyeti anlamını taşımaktadır.


Vergi hukuku bakımından ehliyet konusu ile ilgili düzenleme Vergi Usul Kanununun 9. maddesinde yer almaktadır. “Vergi ehliyeti” başlıklı bu maddenin ilk fıkrasına göre “Mükellefiyet ve vergi sorumluluğu için kanuni ehliyet şart değildir.”


Bu düzenleme ile vergi mükellefi olmak bakımından medeni hukuk anlamında ilgili kişinin fiil ehliyetine sahip olmasına gerek bulunmadığı ve hak ehliyetine sahip olmasının yeterli olduğu belirtilmiş olmaktadır. Buna göre, vergiyi doğuran olayla iradi ya da irade dışı bir ilişki kurmak ya da başka bir anlatımla vergiyi doğuran olaylın ilgilinin kişiliğinde doğmuş olması vergi mükellefi olmak için yeterlidir. Zira vergi hukukunda ehliyetin temelini vergi ödeme gücü oluşturmaktadır. Yani yaşı küçük olanların ya da akıl hastaları da vergi mükellefi olabilir.


Vergi Hukukunda Temsil


Hukuki işlemler normalde bizzat işlemin tarafı olan kişilerce gerçekleştirilir. Ancak bazı durumlarda biz işlemin bizzat taraflarca gerçekleştirilmesi mümkün olmayabilir. Taraflardan birinin fiil ehliyetine sahip olmaması, zamansızlık, sağlık durumu, mesafe gibi sebepler de böyle bir duruma yol açabilir. Böyle durumlarda taraflar dışında üçüncü bir kişinin hukuki işlemi gerçekleştirmesi sonucu temsil ve temsilci kavramları ortaya çıkar.


Temsil, bir hukuki işlemin bir kimsenin adına ve hesabına temsilci adı verilen başka kimse tarafından yapılmasıdır. Temsil yetkisinin kaynağı bir kanun hükmü olduğunda kanuni temsil; temsil yetkisi taraf iradesinden doğduğunda ise iradi temsil söz konusu olmaktadır.


Kanuni temsil yetkisi; yaş küçüklüğü ve akıl hastalığı, akıl zayıflığı ya da belli bir süreyi aşan hürriyeti bağlayıcı cezaya çarptırılmak gibi nedenlerle kaynaklanabileceği gibi tüzel kişiliğin doğal sonucu olarak da doğabilir. Vergi hukuku bakımından kanuni temsil ise küçüklerin, kısıtlıların, tüzel kişilerin ya da tüzel kişiliği olmayan bazı toplulukların vergi ödevlerinin temsilcileri tarafından yerine getirilmesi demektir.


İradi temsil ise bir kimsenin kendi iradesiyle belli işlemleri yapmak üzere bir başka kişiyi temsilci tayin etmesi demektir. Vergi hukukunda iradi temsil, kanuni temsile nazaran daha kısıtlı bir uygulama alanına sahiptir. Örneğin; adına yetki verdiği muhasebecisinin ya da yardımcısının vergi dairesine beyanname vermesi gibi durumlar vergi hukukunda iradi temsilin sıkça karşılaşılan örneklerindendir. (umumi vekil=iradi temsilci)


Doktrinde mükelleflerce vekillerine verilecek yetkinin vergilendirme işlemlerini kapsayan özel yetki biçiminde olması gerektiği, temsilcinin temsil olunan adına tüm işlemleri yapmaya yetkili olduğunu gösterir bir genel vekaletin mükellef adına vergi dairesinde işlem yapmaya yetmeyeceği de ifade edilmektedir.


Vergi hukukunda ilke olarak yasaklanmamıştır. Bir mükellefin ya da bir mükellef adına kanuni temsilcisinin vergi ödevine ilişkin bazı işlemleri bir temsilci tayin etmek suretiyle yapmasına bir engel yoktur. Ancak bu, vergiye ilişkin ödevlerin özel bir sözleşme ile başkalarına aktarılabilmesi demek değildir. Temsil ilişkisi; vergi mükellefi ya a sorumlusu sıfatının el değiştirmesine yol açmaz. İradi temsilcinin temsil ettiği mükellefe ait vergiye ilişkin ödevleri gerektiği gibi veya zamanında yerine getirmemesinin sonuçlarına katlanacağını öngören sözleşmeler vergi dairesi bakımından bağlayıcı değildir.


Vergi yargılamasında mükellef adına işlem yapacak kişilerin mutlaka avukat olması gerekmektedir. (Avukatlar Kanunu m.35)

16 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

Comments


bottom of page